Bakan Fidan'ın konuşmasından önemli satır başları:

"Değerli kardeşim, Şubat ayında göreve başlamasının ardından ilk ikili ziyaretini Türkiye’ye yapıyor. Türkiye olarak Bangladeş’teki istikrarlı süreci sonuna kadar destekledik.

Bangladeş’in İslam dünyasında ve bölgesinde hak ettiği yeri alması gerektiğine inanıyoruz. Bu hedef doğrultusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Bangladeş ile derin köklere sahip ilişkilerimiz bulunuyor. Bengal halkının Balkan Harbi ve Kurtuluş Savaşına yaptığı yardımlar bu kardeşliğin en önemli örnekleri arasında. Bugün ise bu sağlam temeller üzerine çok daha güçlü ve vizyoner bir iş birliği kurmayı amaçlıyoruz.

Ticaret, yatırım ve savunma sanayii alanlarında birlikte atılacak önemli adımlar var. Mevcut ticaret hacmimiz potansiyelimizi tam yansıtmıyor. Şu anda 1.3 milyar dolarlık bir hacmimiz bulunuyor ve bunu artırmamız gerekiyor.

Uluslararası platformlarda ortak duruşumuzu ve iş birliğimizi güçlendirmeyi kararlaştırdık. Güçlenen ortaklığımız, Güney Asya ve bölge için istikrar ve refaha doğrudan katkı sağlayacaktır.

Rohingya Krizi ve Türkiye'nin Destekleri

Yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen Rohingya Müslümanlarının maruz kaldığı trajedi ne yazık ki devam ediyor. Bangladeş, 1 milyondan fazla Rohingya'ya ev sahipliği yaparak büyük bir insanlık fedakarlığı gösteriyor.

Ülkemiz ise, Rohingyalara yönelik yardımlarının toplam değeri 80 milyon doları buldu. TİKA, AFAD, Türk Kızılayı ve Türkiye Diyanet Vakfı aracılığıyla sağlık, barınma, eğitim ve altyapı gibi alanlarda desteklerimizi kesintisiz sürdürüyoruz.

Bölgesel Güvenlik ve Savaşın Sonlandırılması

Bölgemizin istikrarı, güvenliği ve refahı dış politikamızın önceliklerindendir. Maalesef savaş tüm bölgeye yayılmakta olup, bu durum sadece yerel güvenliği değil, küresel ekonomik istikrarı da olumsuz etkiliyor.

Bu gelişmelerin kalıcı düşmanlıklar yaratmasından kaygı duyuyoruz. Savaş derhal sonlandırılmalı; tüm taraflar diplomasi masasına dönmeli ve kalıcı çözüme diyalog yoluyla ulaşılmalıdır.

Türkiye olarak gayretlerimizi bu doğrultuda yoğunlaştırdık. Barış ve istikrar için verdiğimiz samimi mücadele, milli güvenliğimizden asla taviz vermeyeceğimiz anlamına gelmektedir.

Son Füze Saldırısı ve İran ile İletişim

Dün ülkemize yönelik bir füze daha etkisiz hale getirildi. Bu ciddi olayla ilgili İranlı muhataplarımızla doğrudan iletişim içindeyiz. İranlı mevkidaşlarımız ile görüşüp haberleştik; olayın sorumluluğunu üstlenmediklerini ve böyle bir saldırıya emir vermediklerini ifade ettiler.

Biz, elimizdeki teknik verilerle onların açıklamaları arasındaki çelişkileri farklı düzeylerde kendileriyle paylaşıyoruz. Önceliğimiz, savaşın bölgeye yayılmasını önlemek, süresini kısaltmak ve Türkiye’nin bu çatışmanın içine çekilmesine engel olmaktır.

Netanyahu Hükümeti ve Bölgedeki Gerginlik

Bölgedeki çatışmanın temelinde yatan sorunları göz ardı edemeyiz. Uzun zamandır Netanyahu hükümetinin yayılmacı politikalarının ve fundamentalist ideolojisinin bölgedeki kaosa neden olduğuna dikkat çekiyoruz.

İsrail’in kendi jeopolitik hesaplarını dış müdahalelerle dayatmasına sessiz kalmamız mümkün değildir. Netanyahu hükümeti Gazze’de ateşkes ihlallerini sürdürmekte ve insani durum her geçen gün kötüleşmektedir.

İnsani yardımların kesintisiz ulaşması ve Gazze halkının temel ihtiyaçlarının karşılanması acil önceliktir. İsrail, Batı Şeria’da iki devletli çözümü baltalayacak yeni yerleşim adımları atmaktadır.

Batı Şeria’da yerleşimciler her gün Filistinli kardeşlerimizi kaybetmemize neden oluyor. Ayrıca İsrail’in Mescid-i Aksa’yı kapatması bölgede yeni infiale yol açabilecek tehlikeli bir adımdır. Bu provokasyon bir an önce son bulmalı, kutsal mekanlara gereken saygı gösterilmelidir.

İsrail, Lübnan’ı yeniden insani felakete ve istikrarsızlığa sürüklemek istemektedir. Netanyahu’nun Hizbullah’a karşı yeni bir soykırım girişimine yönelmesinden ciddi endişe duyuyoruz.

Uluslararası toplum, İsrail’in işlediği suçlar karşısında derhal harekete geçmelidir. Küresel ve bölgesel krizlerin çözümü yetkin diplomasi ve güçlü kurumlarla mümkündür."